Viktorya çağı lezbiyen oyunları

Viktorya çağı lezbiyen oyunları

‘Ustaparmak’, annesi o doğduktan kısa bir süre sonra idam edilmiş on yedi yaşındaki Susan’ın anlattığı öykü ile başlıyor. Susan, doğduğundan beri yankesicilerin ya da romandaki adlarıyla ustaparmakların yanında büyüyor. Onu büyüten Bayan Sucksby kimsesiz bebeklerin ticaretiyle geçiniyor. Evdeki diğer kişi, Bay Ibbs ise çalıntı malları eriterek ya da satarak para kazanıyor.


Başlıkta yer alan sözler, Ustaparmak romanının yazarı Sarah Waters’a ait. Yazarla yapılan bir röportajda “Viktorya çağına özgü lezbiyen oyunlar” diye tanımlamış romanını. Böylesi zengin bir romanı sadece bir açıdan ele almak uç bir konu hakkında yazılmış olduğu izlenimi verebilir. Oysa daha genel anlamda dostluk, aile bağları ve insan ruhunun kötülükleri, romanın konusunu oluşturuyor. Hepsinden önemlisi, Ustaparmak kusursuz denilecek bir kurguya ve gerilime sahip, kurgunun niteliği, konuyu geri planda bırakıyor. Roman, 1862 yılında, Londra’nın kirli arka sokaklarında yer alan, penceresiz, havasız, soğuk ve yoksul bir evinde geçiyor. Ortam, tam Charles Dickens romanlarından fırlama: yoksul ve kimsesiz çocukların yankesicilik öğrendikleri, yemek yerine dayak yedikleri bir yer. Fakat Dickens romanlarındaki gibi iyilerle kötüler birbirlerinden net çizgilerle ayrılmıyorlar Ustaparmak’ta, herkesin ruhunda kötülük taşıyabildiği ama bunu isterse gizleyebildiği gerekirse bir ömür boyu bir ortam.
Oliver Twist’te yankesicilerin yaşadıkları fare deliği misali evler hep kötülük doludur, oysa varlıklı ve eğitimli yüksek sınıfların ortamı şefkatli, temiz ve iyidir. Sarah Waters’ın Viktorya çağında ise kötülük her yerde mevcut, varlıklı kesimin kötülükleri yoksullarınkinden daha az değil. Acımasız yöntemlerle tedavi eden akıl hastaneleri, varlıklı sapık yaşlı adamlar, İngiltere taşrasının o yıllarda pek anlatılmayan bir yüzünü gösteriyor.


Ustaparmak, annesi o doğduktan kısa bir süre sonra idam edilmiş on yedi yaşındaki Susan’ın anlattığı öykü ile başlıyor. Susan, doğduğundan beri yankesicilerin ya da romandaki adlarıyla ustaparmakların yanında büyüyor. Onu büyüten Bayan Sucksby kimsesiz ya da istenmeyen bebeklerin ticaretiyle geçiniyor. Evdeki diğer kişi, Bay Ibbs ise çalıntı malları eriterek ya da yeniden satarak para kazanıyor. Londra’nın tüm dolandırıcılarının bildiği bu eve arada sırada Beyefendi lakaplı Richard Rivers da geliyor. Beyefendi çok katmanlı bir dolandırıcılık planı ile geliyor bu kez eve.


Araştırmacı yazar dayısının yanında karanlık bir malikânede büyüyen Maud, on sekiz yaşına bastıktan sonra ancak evlendiğinde büyük bir servetin sahibi olacaktır. Plana göre, Beyefendi kendisine karşı ilgisiz olmadığını bildiği Maud ile evlenip daha sonra da onu (Maud’un annesi gibi) akıl hastanesine yatırıp tüm servetine el koymak düşüncesindedir. Susan’dan kendisine bu işte yardımcı olmasını ister. Susan, Maud’un yanına hizmetçi olarak işe girecek, Beyefendi ile evlenmesi konusunda yardımcı olacaktır. Maud akıl hastanesine atıldıktan sonra da servetin bir kısmını Beyefendi ile paylaşacağı söylenir Susan’a.


Her an düşecekmiş hissi veren roman


Susan biraz tereddüt etse de, teklif çok caziptir, kabul eder. Özgür bir ruh olarak büyüdüğü için hizmetçilik ona ters bir iştir. Biraz hazırlık yaptıktan sonra, kendini Maud’un büyük evinde hizmetçi olarak bulur. Garip bir evdir burası. Her saat başı çalan saat, evdeki herkesin hareketini belirler. Hep aynı saatlerde yemek yenir, mezarlığa gidilir, kütüphanede çalışılır. Londra’daki hayatından sonra Susan’a çok sıkıcı gelse de, zamanla bu tempoya alışır. Zaten birkaç ay içinde Maud ile Beyefendi evlenecek, Maud akıl hastanesine, Susan da cebinde parayla Londra’ya gidecektir.


Roman bu noktada çok ani bir dönüş yapar. Sarah Waters, okurun hiç beklemediği bir anda sürprizlerle dolu yeni bir yöne sürükler romanı. Üç ana bölümden oluşan romanın birinci bölümü bu ani şokla biter. Bundan sonraki ikinci bölümün anlatıcısı Maud’dur. Her şey altüst olmuştur. Planın ardında çok daha başka planların yattığı, geçmiş sırların olduğu ortaya çıkar. Yazar bu sırları az miktarlarda verdiğinden bu noktadan sonra eşsiz bir gerilimle sürükleniyor okur.


Okuyuculara haksızlık olacağından konuyla ilgili bir sözcük daha söylemeyeceğim. Sadece Ustaparmak’ın akıllıca kurgulanmış olduğunu söylemekle yetinelim. Okur tam konuya hâkim olduğunu, olayları çözdüğünü anladığında yeni bir dönüşle romanı başka boyuta taşımayı bilen bir yazar Waters. Bazı romanlar okura her an düşecekmiş hissi verirler, Ustaparmakda öyle.
Sarah Waters, 610 sayfa boyunca fazla karakter tanıtmadan öyküsünü anlatıyor. Bazen fazla detaylara girdiği oluyor, örneğin Bayan Sucksby’nin dudaklarının ne denli hassas olduğunun betimi yarım sayfadan fazla sürüyor. Detaylar bazı romanlarda sıkıcı bir tekrarlamaya dönüşebilir ama Waters’ın romanında laf uzasa da, tekrarlama olmuyor, çünkü bugünün okurunu Viktoria çağının ortamına bu detaylar sayesinde sokuyor. Ayrıca, hışırdayan etekler, eldivenler, saçlar, dudaklar ince detaylarla anlatıldığında erotik gerilim yaratmayı başarıyor. Yazarın bir başka yazı tekniği de dikkatimi çekti. Dayak ve işkencenin bolca olduğu bir dünyayı ve zamanı anlatıyor Ustaparmak fakat yazar zekice bu tatsızlıkları romanın dışında bırakmayı beceriyor. Örneğin, karakterlerden birinin işlediği suç sonrasında nasıl dayak yediğinin anlatılması yerine, odadaki herkes anlatılırken “Dainty ağlamaktadır: yanakları öncekinden de çürüktür, dudağı yarılmış kanar” sözleriyle kısaca geçiştiriliyor. Böylece şiddetin varlığını hep yakında hissettiriyor bir bakıma şiddet yerine şiddetin izlerini anlatıyor fakat bunun detaylarına girmeyerek romanda melodramatik bir hava oluşmasına engel oluyor.


Ustaparmak, bittiğinde başa dönüp yeniden okumak istenecek türden bir roman. Romanın ilk başlarında verilen ipuçlarını, saç renkleri ve bazı tipik davranışların neden önemli olduğu romanın sonlarında ortaya çıktığı için, neler kaçırdığını, başka nasıl ipuçları olduğuna yeniden bakmak için ister istemez başa dönülüp yeninden okunuyor. Bu romanı okurken gerçekten bir başa bir sona defalarca gitme gereksinimi duyuyor insan, özellikle sonlara doğru, konunun nereye götüreceğini anlayınca, sabırsızca ilerleyen sayfalara göz atma isteği oluşuyor.


Sarah Waters, İngiltere’de iki kez Booker ödülünü kıl payı kaçırdığı söylenen bir yazar. Üçüncü romanı Ustaparmak 2002’de yayımlandığında çok sayıda edebiyat ödülü kazanmış, hâlâ da 42 yaşındaki yazar, Britanya’nın en iyi genç yazarlarından biri sayılıyor. Dekor olarak romanlarına Viktorya çağını seçmiş olmasına rağmen, çok çağdaş bir anlatıma sahip. Özellikle o çağda hiç anlatılmayan, tabu sayılan sıradışı aşk ilişkilerini eşsiz güzellikte anlatıyor. Romanı yine de marjinal konulara el attığı için değil, İngiliz roman geleneğindeki aksamayan kurgu için övmek gerekir. Austen’in romanlarında her karakterin ana temaya katkıda bulunması gibi, Waters’ın romanında da bu hissediliyor. Her karakter ve her betimleme kurgunun temel taşları gibi yerinden oynatılmayacak kadar önemle yerleştirilmiş. Kurgunun sağlamlığı romandan alınacak hazzı kuşkusuz arttırıyor.


Asuman Kafaoğlu - Büke
RADİKAL




Haber Ekleyen : Uğur Adsay

Okunma : 5305

Yorum : 0
Bu Habere Yorum Yaz
Bu Haberi Facebook'ta Paylaş Bu Haberi Twitter'da Paylaş Bu Haberi Friendfeed'te Paylaş Bu Haberi MySpace'te Paylaş




 :: Yazilan Yorumlar
    Sadece Üyeler Yorum Yazabilir

Henüz bir yorum eklenmemistir.



Bilinçli Bir Toplum Adına! 2007-2014 KitapOkuyoruz.com
Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir.
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur
.
kitap ucuz kitap yeni kitaplar en çok satan kitaplar çok satan kitaplar Ayşe Kulin Kitapları Canan Tan Kitapları Güncel Romanlar



Takip Edilenler
Puanlananlar
Röportajlar
Yardım Bekleyen Okullarımız (!)
Teşekkürler




Google+